Make your own free website on Tripod.com

daisy.gif (2008 bytes)

ARMAĞAN

Yıllardır ilk defa sofrayı krallara layık donatacaklardı. Çorba , ekmek yerine bugün eve et misafir oluyordu. Yatıya kalacaktı. Ev halkının mideleri onu ağırlamaktan zevk duyarlardı. Ev de aylardır ilk defa et pişecekti belki de. Bütün bu ziyafetin tek sorumlusu vardı. O da , askere gidecek olan Muzaffer idi. Uzun süre eşi Bahriye ve kızı Huriye’den ayrı kalmak onu çok üzüyordu. Ama en azından bu zor bulunan ziyafet ile keyfi biraz da olsa yerine gelecekti.

Kapının çalmasıyla ,baba Habil Beyde kasaptan geldi. Elinde iki paketin olması ev halkını meraklandırmış ve koro halinde “Bunun içinde ne var?” ‘ların yankılanmasına sebep olmuştu. Coşku ve merak birbirine karışmış ,eller de poşete doğru yönelmeye başlamıştı. Ama Habil Beyin kuvvetli kolları ,poşete yönelen her ele engel olup ,onları “Sabredin!” sözcüğü ile geçiştiriyordu. Sabretmeye çalışan eller yavaş yavaş kavuşmaya ve birbirlerinin parmaklarına kin duymaya başlamışlardı. İki el de aynı vücuda ait olmaktan memnun değil ,sürekli birbirlerini ittiriyorlardı. Habil Bey gür sesiyle “Sofradan kalkınca oğlumuza bir sürprizim var.”dedi. Tüm gözler Muzaffer’e çevrildiğinde , Muzaffer ‘in keyfi tam anlamıyla yerinde görünüyordu. Ziyafet sofrası hazırlanıp ,kasaptan alınan et türüm türüm kokmaya başlayınca ,yavaş yavaş aile fertleri de sofraya damlamaya başladı. Sofra dolmuş ,bağdaş kuranlar uyarılıp ,herkese yeterli yer sağlanınca ,aile fertleri hızlı bir yarışa başladı. Kaşık sesleri ,bardaklara dolan su seslerine karışıyor ,çocuk mızlamaları hiç umursanmıyordu. Ebeveynler adeta çocuklarını unutmuş sadece önlerindeki tabaklara odaklanmışlardı. Sonunda mızlamalardan sıkılan erkekler bütün çocukları salya ,sümük de olsa yan odaya kapatıp ,ziyafetlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Yan odadan miting alanına benzer sesler geliyor olsa da bu sesleri ne kadınlar ,ne de erkekler umursamıyordu. Tüm aile adeta yoga seansındaydı. Nefes almadan ,dinlenmeden ,sürekli yiyorlardı. Sonunda herkes bir tabağı önüne alıp sünnetlemeye başlayınca ,yenecek hiç bir şey kalmadı. Habil Bey hemen yeğenleri tuba ve mercane’ye dönerek “Hadi bakalım bir sofra duası okuyun. Ne de olsa sisler İmam Hatip’lisiniz” dedi. Mercane ve Tuba burun kıvırıp kem küm edince ,küçük kuzen Cennet devreye girdi ve sofra duasını okudu. Sini ,sofra bezi ,kasnak sırayla kalkınca yan odanın kapısı açıldı. Keskin bir ter kokusuna rağmen miting havasından eser kalmamış ,çocuklar Huriye’yi anne ,Musa’yı baba ve Kerem’i de asker yapmışlardı. Senaryosu gayet güzel olan bir oyunu aktörler kadar iyi oynuyorlardı. Çocuklarını rahatsız etmek istemeyen ebeveynler kapıyı kapattılar.

Sonunda beklenen an geldi ve Habil Bey elinde poşetle salona girdi. Büyük bir gürültüyle boğazını temizledikten sonra “Sevgili ,biricik oğluma yıllardır istediğini bugün gerçekleştirmek istiyorum ve bundan büyük mutluluk duyuyorum.”dedi. Nefesler tutulmuş heyecan 19 şiddetindeydi. Ve Habil Bey poşeti oğlu Muzaffer’e uzattı. Muzaffer poşeti aldı ve hemen içine başını doğrulttu. bir paket vardı. Onu da çıkarttı ve hızla yırtmaya başladı. Habil Bey dayanamayarak “Oğlum paketi düzgün açsana canım çıktı onu paketleyene kadar” dedi. Muzaffer çoktan yırttığı paketin içindekine baktı ve çığlık atarak babasının boynuna sarıldı. Sonra paketin içindekini parmaklarının arasında havaya kaldırdı. Bu bir anahtardı. Herkes sevinç çığlıkları atmaya başlayınca Muzaffer tekrar babasına dönerek “Baba bir tur atabilir miyim?” dedi. Habil Bey “Tabii oğlum. Niçin bana soruyorsun ki?” dedi. Muzaffer gülümseyerek yerinden kalktı. Bahriye’yi de çağırarak pencereye doğru yaklaştı ve “Hangisi baba?” diye sordu. Habil Bey de pencereye yaklaştı ve “Ney hangisi oğul” dedi. Muzaffer “Araba tabii ki”dedi. Habil Bey “Biri araba mı almış?” deyince Muzaffer gülmeye başladı. Sonra yarı dalga geçer ,yarı afallamış bir ifadeyle “Baba sen bana araba almadın mı?İşte onu soruyorum” dedi. Habil Bey “Oğlum ne arabası?Ben araba falan almadım nereden çıkarıyorsun bunları?Bu kadar fazla televizyon izlersen böyle olur.” dedi. Muzaffer elinde ki anahtarı sallayarak “Bu ne peki?” dedi. Habil Bey gülümseyerek anahtarlardan birini eline aldı ve “Bak bu senden zorla aldığım kumbaranın anahtarı” dedi. Sonra diğer anahtarı eline aldı ve “Bu da yine senden zorla aldığım günlüğünün anahtarı” dedi. Sonra devam etti “Hatırlamıyor musun? Uzun seneler boyunca bana bu anahtarları geri vermem için yalvarmıştın.” Habil Beyin bu son cümlesinden dolayı Muzaffer dayanamayarak babasının üstüne atladı. Boğazını sıkıyordu. Hemen Bahriye Hanım ve beraberindekiler baba ve oğlu birbirinden ayırdılar. Habil Bey herkes tarafından suçlu bulunarak para biriktirip araba alma cezasına çarptırılırken ,Muzaffer’in ise babasının boğazını sıkmasına rağmen askerliği dolayısıyla ,tutuksuz yargılanmasına karar verildi.

Münteha Arabalı

ANA SAYFA | TIP SAYFASI | FOTOĞRAF SAYFASI | BAŞÖRTÜSÜ SAYFASI | EDEBİYAT SAYFASI | TEVHİD SAYFASI|İNSAN HAKLARI