Make your own free website on Tripod.com

ATÖLYE

Yere dağılan tahta parçalarını özenle süpürdükten sonra , etrafa dağılan tozlardan olacak esaslı biçimde öksürdü. Sakalına yapışmış olan tahta parçalarından habersiz radyoya doğru yöneldi. Radyonun sesini açtığında ,açılan kapıdan gelen ses üstünlük kazandı.

İçeri on ,on iki yaşlarında bir erkek çocuğu girdi. Radyonun sesi çok fazla olmasına rağmen çocuk bağırarak “Sadık Amca! Sana mektup getirdim.” dedi. Yaşlı Sadık Amca belini tutarak güçlükle yerinden doğruldu. Kemiklerinden gelen ,akordeonu andıran seslere aldırmadan çocuğa ve elindeki mektuba baktı. Çocuk elindeki mektubu Sadık Amcaya verdiğinde Sadık Amca endişelenmişti. Mektup Hakkari-Şemdinli’den geliyordu. Bir an dizlerinin bağı çözüldü. Bir yandan mektubu açarken ,bir yandan da kendi kendine “Allah’ım lütfen başına bir şey gelmiş olmasın”diye söyleniyordu. Mektubu açınca derin bir “ohh” çekti. Biraz önceki ifadesinden eser kalmamış ,adeta radyoda oyun havası açıp oynayacaktı. Oğlu Ahmet askerden dönecekti. Tam bu satırları okuduğu sırada radyoda “gel teskere teskere” türküsü çalmaya başladı. Sanki her şey bu özel an için hazırlanmıştı. Canı sıkılmış bahşiş bekleyen çocuk avuçlarını açmış ofluyordu. Keyfi yerine gelen Sadık Amca hemen cebinden bir tomar para çıkardı. Yüklü bahşiş alacağını anlayan çocuk heyecana kapıldı. Ta ki Sadık Amca çıkardığı bir tomar paranın arasından yüz bin lirayı verinceye kadar. Sadık Amca gene cimriliğini yapıp bu özel anda bile çocuğun “Dilenci miyiz ya?” demesine neden olmuştu. Sevinçten ne yapacağını şaşırmış hemen tahtadan bir şeyler yontmaya başladı. Bir şeye üzülse de sevinse de tahta yontmak ona hep iyi gelirdi.

Artık günlerini atölyesinde oğlunu bekleyerek geçiriyordu. Hiç akrabası ya da eşi ,dostu olmadığı için bu güzel haberi ancak müşterileriyle paylaşıyordu. Atölyesinde geçirdiği bu bekleyiş günlerinde hiç boş durmayan Sadık Amca ,baykuşlar ,kartallar ,kuklalar yapmış ve satışa sunmuştu. Satışlar çok iyi gitmiyordu ama yaptığı baykuşlar atölyesine gelenlerin büyük ilgisini çekiyor ve yapıldığı gün satılıyordu. Bir süre sonra bu ilgiden memnun atölyesinde sadece baykuş yontmaya başladı. Özenle seçtiği tahtaları yine özenle yontuyordu.

Yine böyle baykuş yontarken ,kapının sesi gene radyonun sesine mağlup olmuş ve bu kez içeriye 20-25 yaşlarında bir delikanlı girmişti. Sadık Amca bu sakalsız ,bıyıksız delikanlıyı önce tanımakta güçlük çekti. Gözlüklerini yukarı ,aşağı oynattıktan sonra “Ahmet oğlum bu sen misin?Aman Allah’ım evet sensin!” dedi ve Ahmet’in boynuna atladı. Babası Ahmet’e sımsıkı sarılırken Ahmet ise heykel gibi duruyor ve babasını saçlarının üzerinden atölyeyi kontrol ediyordu. Sonra Sadık Amcanın gözbebeklerine bakarak durduk yere “Bu baykuşlar da neyin nesi?”dedi. Sadık Amca baykuşlardan birini eline alarak ,“Bunlar benim ekmek param artık herkes bu baykuşlardan satın alıyor”dedi. Ve ekledi “Sen şimdi bunları boş ver de bu bir yıl boyunca neler yaşadın?”dedi. Ahmet “Bu baykuşlar iyi para ediyor mu bari?”dedi. Sadık Amca afalladı kısık sesle “Fazlasıyla” dedi. Ahmet’in gözleri parladı ve biranda “Baba!”diye bağırarak babasının boynuna atladı. Sadık Amca oğlunun askerliği boyunca yaşadıklarından çok etkilendiğini ve alakasız şeyler söylemesinin nedeninin de bu olduğunu düşündü. Ahmet “Şuraya bir raf eklesek iyi olur değil mi baba?”dedi. Ahmet çok yapmacık ve dalgındı. Sürekli bir noktaya bakıyor olmadık ,zamansız ve ilgisiz laflar ediyordu. Buna rağmen gelir gelmez kendini atölyeye vermiş ve atölyeyi adam akıllı düzeltmişti. Sonunda atölyenin zemini ,üzerindeki tahta parçalarının arkasından suni solunum yapmaktan kurtulmuş ,masaların üzeri sadece bir çalışmayla kapkara olacağı biline biline bembeyaz örtülerle örtülmüştü. Ahmet tüm ilgisini atölyeye vermeye başladığında Sadık Amca oğlundan endişelenmeye başladı. Ahmet’e sorular soruyor ve atölyenin gelişmesi hakkında öneriler alıyordu. Hatta Ahmet’in atölyeye olan ilgisi öyle arttı ki Sadık Amca atölyeyi satma fikrini aklına getirir olmuştu. Belki atölyeyi satarsam oğlumun ilgisi bana yönelir diye düşünüyordu. Nitekim bu düşüncesi de gerçekleşti. Dükkanın bulunduğu yer ve tarihi anlamı nedeniyle bir ay önce dükkana talip olan Kasım Bey yüklü para karşılığında isteğini gerçekleştirmeyi başarmıştı. Ahmet olanlardan hiç haberi yok elinde çantalarla dört gün önce malzeme almak ve arkadaşlarını görmek için gittiği şehirden dönüyordu. Atölyeye geldiğinde kapının kapalı olduğunu gördü. Önceden Semiz olan atölyenin ismi ,Gazi Osman Paşa ile değiştirilmişti. Telaşla eve doğru ilerledi. Babası kapıyı açınca yakasına yapışarak ,”Atölyenin adını ne diye değiştirdin?”diye öfkeyle bağırdı.

Münteha Arabalı