Make your own free website on Tripod.com

daisy.gif (2008 bytes)

GÖZLERİNE YAZILMAMIŞ BİR DESTAN

 

bu şiirde iki göz var

biri senin; biri onun

Senin o karanlık, o küf kokulu

matem gözlerini terkediyorum

 

biliyorum; saçlarının sarısı

gözlerinin yeşiline karışmış

biliyorum; sana benzemek için

melikeler birbiriyle yarışmış

fosforlu ve derin bakışlarına

çağlar boyu nice destan yazılmış

oysa ben görülmedik bir lâle yaprağına

gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum

gözlerin değişip kaplasın karanlığı

bütün ufukları sarsın gözlerin

gene de hep ben de kalsın gözlerin

 

I

kapama gözierini; karanlıktan korkarım

atlıları kaybeder yolunu, hasretimin

posta güvercinleri geri dönmez ülkeme

yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım

kapama gözlerini; karanlıktan korkarım

 

II

ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi

mekânımı gülistan eyleyendir gözlerin

isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan

Kâbil'in ruhunu kan eyleyendir gözlerin

vuslat aşkını Leylâ düşürmedi çöllere

arzı Mecnûn'a hicran eyleyendir gözlerin

gözlerinle başladı tarihin mâcerası

Adem'i Hawâ'ya râm eyleyendir gözlerin

Kerem dağlar ardında aradı gözlerini

Kamber'i bile vîran eyleyendir gözlerin

Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için

sevmeyenleri giryân eyleyendir gözlerin

suların emzirdiği muamma bir çocuğu

yedi iklime hâkan eyleyendir gözlerin

 

III

gözlerinin göklerinde

her yüzyılın başında bir güneş doğar

birer akkor olmuş kirpiklerinden

çekip çıkarsam da mısralarımı

ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında

 

hangi rüzgâra verdiysem hayallerimi

beni alıp yangınlara götürdü

muştu beklediğim bütün yelkenlilerden

ateş düştü içime

 

 

 

 

 

 

 

 

IV

yüreğimden fışkıran bir "âh" mıdır gözlerin

beni benden koparan "eyvâh" mıdır gözlerin

Bu gözler o aydınlık, o güzel gözler değil

yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin

ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma

kürdili hicâzkâr mı, segâh mıdır gözlerin

Arif Bey'i, Itri'yi ömür boyu inleten

nihavend mi, sultân-ı yegâh mıdır gözlerin

kubbesinde yitirdim zaman duygularımı

akşam mıdır, gece mi, sabah mıdır gözlerin

ruhumu baştan başa acılarla dokuyan

beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin

her köşede zifiri bir silüet bırakan

gönül memleketimde seyyâh mıdır gözlerin

renkler âvâre; sitem başıboş kuytularda

mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin

yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin

 

V

nihân kıldı gözlerin bana kapılarını

oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine

her bakışın bir damla âb-ı zindegân idi

hicranlı her gülüşün bin yıllık figân idi

içime, soluşundan sonra koyu renklerin

birer şîrpençe gibi düştü gözbebeklerin

feryadıma gök bile bîgane değil şimdi

tuğyanım yollarını süsleyen sebil şimdi

söyle, kurtuluşun mu, harâbın mı gözlerin

gözlerinde mi mehtâb;mehtâbın mı gözlerin

 

VI

çağlayanlar bile harâretlidir

buğday başağının açlığıdır ufuklar

siperleri âşıklar mı doldurmalıydı

zâlimler mi

neden böyle hıçkırıklı, umutlar

 

VII

beni hangi urganla bağladın gözlerine

beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden

senden kopamıyorum gözlerin var oldukça

sensiz yapamıyorıim yüzün bahar oldukça

gözlerine bakarken duruluyor yüreğim

ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim

indirme kirpiğini; tutuşmasın kâinat

nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim

sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim

 

VIII

diyorlar ki ağla

ağla ki, dumanı dağılsın yollarının

ağlamayı denizlere bıraktım

 

yalnız gözlerindir hayatta kalan

uğruna adandığım

mahşerî surlarla çevirip dört yanından

gönlümde sakladığım

aynalarda arayıp bulamazken günboyu

gölgesinde konakladığım

gözlerindir ufkumda dalgalanan

 

 

Rüstem'in kanını döktüm yerlere

İstanbul'u kuşattım gözlerin için

Azrail'e koştum siperlerimden

gözlerine baka baka dirildim

 

niçin kızıl kıyamettir gözlerin bugün

niçin heyelan var eteklerinde

İsrafil'den işaret mi almışsın

yanaklarında mahşer kalıntısı

dudaklarında mîzan

bütün gamlı hüdhüdler Belkıs'le döner sana

gözlerinin dilini ancak Süleyman bilir

yıldızlar vuslat için her gece iner sana

rengini, gözlerinde kaybolan bilir

 

IX

gözlerin uğrak yeridir bestekârların

şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda

eşiğinde ölümsüz dilenciler

gözlerin gecenin intiharıdır

 

sen gözlerine mahkûmsun; gözlerin bana

ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini

geçerken yalnızlık sokaklarından

hangi demirci indirir parmağına çekicini

hangi berber yanağını keser müşterisinin

gözlerine bakmasam, doğar mı güneş

 

X

gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil

gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil

gözlerin tükeniş doruklarında

bulunmayanları aramak değil

gözlerine âşina olduğum günden beri

ben artık geceye sesleniyorum

düşe kalka

yorgun argın

derbeder

yapayalnız

duruyorum; yanlış anlaşılıyor

her hücremde bir inkılâb

her gönlümde bir mâhitâb

evim harâb; ömrüm harâb

ne ay kaldı, ne de mehtâb

gök bulanık; ufuk silik

gene de mağrur ve dimdik

yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın

 

XI

bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan

bu son mezar kalbimde hicranına kazılan

senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken

benim gözlerim vîran; ağlamaya değer mi

her cilven bir ıstırâb; her nazın kapkaranlık

yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi

hiç güzel olur muydun, gözlerim olmasaydı

ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi

bir kevser ırmağında serinlemek dururken

sellerine karışıp bulanmaya değer mi

aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi

zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi

gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi

Nurullah Genç

89

İHANET ETMEDİM EYLÜL

 

ihânete uğramış bahar gibisin

ihânet etmedim eylül

gönlümün en vefâsız yanılgısıydın

çürüttün aşka dâir umutlarımı

halbuki fetretli mahzenlerime

ulu bir gölden yansıyan

mehtâbını düşledim

mehtâbını son defa anıyorum eylül

 

sen ki, kızgın ve çelik bir ruhla geliyorsun

yanardağ beslediğini biliyorum aslında

gülüyorsun; kokusunu alıyorum yıldırımların

ellerindi beni böyle dağıtan

birbirine ekleyip kalplerimizi

yürüyelim derken eylül

ellerindi kan bulaştıran dudaklarıma

züleyhâ bakışıyla beni zindana sürüp

yûsuftan alıkoyan felâket gözlerindi

 

koruduğumu sandım hüznün ve intihârın

mel'ûn saldırısından

uçurumuna düşlüm olumsuz duyguların

karabasan ve korku darağacında

sevgine yönelip çamurlara bulandım

 

mazlum bir iniltiydi "intihâr etme leylâ"

parçalanan yüreğimle

"canfezâm" diye eylül, hep eylül sayıkladım

yakamda bir karanfil gibi, aşağılayan

korkunç kelimelerin

halbukî ben şifası olmayan bir hekimim

kapısından çâresizlik devşiren

sürgün bahânesi ayakların zinciriyim

"ben hicranı arayan bir hayal bekçisiyim"

"mahzun biten bir şarkı" boşalır dağarcığımdan

keser damarlarımı

ruhumu merhâmetine terkettiğim "rüveyda"

veya umutsuz bir gül

veya kanlı bir eylül

Nurullah Genç

 

MAHZUN BİTEN BİR ŞARKI

 

Kurak bir ilkbaharın koynunda filizlenip

Yüreğimi süsleyen "gül"dü mehtâbım benim

Misk-ü amber kokulu bir semâdan seslenip

Kapkaranlık geceme güldü mehtâbım benim

 

Nice bin kez tutuştum ateşiyle sevdânın

Küle döndüm, zamansız gurbetinde ferdânın

En tâlihli mahkûmu ben miyim bu zindânın

Kollarını açarak geldi mehtâbım benim

 

O ne müthiş câzibe, yıldızları deliyor

Kınalı saçlarından kahkahalar geliyor

Bir bakışı kavrulan ruhumıa gölgeliyor

Aklımı başımdan âh, aldı mehtâbım benim

Hücre hücre kuruyup mecnûn bir çöle döndüm

Perdelendi gözlerim; ıssızlığa büründüm

Bunaldım, acze düştüm, kuytularda süründüm

Dâre çeken cellâdım oldu mehtâbım benim

Nurullah Genç

 

ÇAĞIRIN AYIŞIĞINI

 

yıldızların umut taşıdığını

gördüm yedi kat göklerden

güneşten koparıp ellerimi

kuşandım zırhını pürüzsüz duâların

 

çağırın bebeği, ayışığını çağırın

çağırın öfkeyi, rüveydayı çağırın

birbirine benzer bebek ve ayışığı

ikisi de salıncaklarda büyür birbirine

düşmandır öfke ve rüveyda

 

toplayın bütün musa'ları nehirlerden

denizleri

orduları

bıldırcın etini

ben öfkeyi değil, ayışığını

rüveydayı değil, bebeği istiyorum

 

bebek, hakîkate çağırır da öfkeyi

öfke ateşe düşer

ayışığı sarar yüzlerimizi

rüveyda sanki mahşer

 

artık yalnızlığa karşı savaşmıyorum

karanlık

kangren

başıboş kentlere giriyor hayallerim

 

 

 

 

çağırın ayışığını

rüveydayı çağırın

ben maskeli değilim

günahına girsem de karanfillerin

çekmedim kalbimi bakışlarından

çağırın ayışığını

gözlerime süreyim

 

o şimdi ısırgan büyütüyor sokaklarda

o şimdi bir sancıdır sevda duraklarında

kalbimi karalıyor binalarda o şimdi

intikam devşiriyor rüyalarda o şimdi

geceyi kaldırın omuzlarımdan

yoksa bütün çiçekler kuruyacak evimde

karşıma dikildikçe fosforlu, kıvılcımlı

rüveydanın zehir, nefret gözleri

 

halbuki ne vergiler ödedim rüveyda için

yargılandım

tutuklandım

mahpusum vicdanımın ıssız köşelerinde

 

çağırın ayışığını

rüveydayı çağırın

revâ mı beni böyle kurşunlamak derinden

ruhum bakamaz oldu güllere, kederinden

revâ mı, içimde soluklanan kuşların

kırmak kanatlarını

sonra gitmek, arkaya bakmaksızın bir defa

bırakıp adım adım istihzâ tohumları

bu zamansız şâiri incitmek revâ mıdır

sevindirmek dururken, öldürmek revâ mıdır

Nurullah Genç

 

CANFEZAM

 

bir darbımeseldir canfezâm bakışların

vurur beni

uzanırım da kadife saçaklarına

rüzgâr durdurur beni

şehrinde kaybolmuşum uzatmalı kirpiklerinin

en leylâk kokuşunla, en şahin uçuşunla

o körpe, o İstanbul endâmın kavurur beni

bu bir cefâ derbendi, kahır istilâsıdır

ellerin ufalar, tenhâlara savurur beni

şenliğinde aykırı yürüyüşlerin

eziyorsun göklerimi

yine de ufuklarda bekletiyor gurur beni

bu hicran değişmeyen kaderimdir, umarım

biliyorum canfezâm, vuslat unutturur beni

Nurullah Genç

 

sevgili için bir dakika ara

 

nice güzel cilve yaptı

malihülyaya kapıldım

sefil oldum kaldırımlar boyunca en sonunda.,

sen çıkınca karşıma

karar verdim yaşamaya yeniden

ama bir hayâl rıhtımında

doruklara uzanma randevusuna

geleceğim deyip gelmediğin gün

minesi döküldü metal umutlarımın

tuz buz oldu gönlümün aynaları

ne sevdiğim belli artık, ne sevmediğim

 

 

 

 

çağırın ayışığını

rüveydayı çağırın

ben maskeli değilim

günahına girsem de karanfillerin

çekmedim kalbimi bakışlarından

çağırın ayışığını

gözlerime süreyim

 

o şimdi ısırgan büyütüyor sokaklarda

o şimdi bir sancıdır sevda duraklarında

kalbimi karalıyor binalarda o şimdi

intikam devşiriyor rüyalarda o şimdi

geceyi kaldırın omuzlarımdan

yoksa bütün çiçekler kuruyacak evimde

karşıma dikildikçe fosforlu, kıvılcımlı

rüveydanın zehir, nefret gözleri

 

halbuki ne vergiler ödedim rüveyda için

yargılandım

tutuklandım

mahpusum vicdanımın ıssız köşelerinde

 

çağırın ayışığını

rüveydayı çağırın

revâ mı beni böyle kurşunlamak derinden

ruhum bakamaz oldu güllere, kederinden

revâ mı, içimde soluklanan kuşların

kırmak kanatlarını

sonra gitmek, arkaya bakmaksızın bir defa

bırakıp adım adım istihzâ tohumları

bu zamansız şâiri incitmek revâ mıdır

sevindirmek dururken, öldürmek revâ mıdır

Nurullah Genç

 

CANFEZAM

 

bir darbımeseldir canfezâm bakışların

vurur beni

uzanırım da kadife saçaklarına

rüzgâr durdurur beni

şehrinde kaybolmuşum uzatmalı kirpiklerinin

en leylâk kokuşunla, en şahin uçuşunla

o körpe, o İstanbul endâmın kavurur beni

bu bir cefâ derbendi, kahır istilâsıdır

ellerin ufalar, tenhâlara savurur beni

şenliğinde aykırı yürüyüşlerin

eziyorsun göklerimi

yine de ufuklarda bekletiyor gurur beni

bu hicran değişmeyen kaderimdir, umarım

biliyorum canfezâm, vuslat unutturur beni

Nurullah Genç

 

sevgili için bir dakika ara

 

nice güzel cilve yaptı

malihülyaya kapıldım

sefil oldum kaldırımlar boyunca en sonunda.,

sen çıkınca karşıma

karar verdim yaşamaya yeniden

ama bir hayâl rıhtımında

doruklara uzanma randevusuna

geleceğim deyip gelmediğin gün

minesi döküldü metal umutlarımın

tuz buz oldu gönlümün aynaları

ne sevdiğim belli artık, ne sevmediğim

aşkın tadı kalmadı

 

hatırıma gelmişken söylemeliyim

cüzdanımda resminin solduğunu

geceleyin rüyalarıma giren

gözlerinin karanlık olduğunu

söylemeliyim

çatlayacak dudaklarım yoksa

alnım buz gibiyse, ellerim soğuksa

üşüdüğümdendir kutuplarında hasretin

bunları sana duyurmak için

bir dakika ara verdim şiire

dayanacak gücüm kalmadı oysa

beni kendimden ettin

benden ettin, hülâsa

 

II

özgürlük semiz bir inektir sokakta

her memesi bir yoksulun ağzında

yasal çeteler karargâh kurmuştur

nostatji kokan köşe başlarında

oysa en çarpıcı boyutlarıyla

ölümsüz cennetiydi çocukluğumun

babamı merkezinde görürdüm lâmbaların

her şey beyazdı

bembeyazdı

kitaplar sayfasını açardı bana

gül koparırdım

kana kana içerdim bengisuyunu

ruhuma usâre damlıtan sevgilinin

 

gençlik kezzap denizi; saçları dalga dalga

yıkandıkça yandı içim, yandıkça yıkandı

şimdi büyülü diye tanımlıyorlar

eğiliyorum, tutukluyorlar isyan adına

güdük kalmış mahkemesinde hüznün

iddianamesini okuyorlar kimliğimin

gözkapaklarını gereğinden fazla açmak

başkaldırmakmış aydınlığa

arkaya bakmak doğal bir tereddütle

ayaklandırmanın işaretiymiş ıztırapları

oysa iztırâbın kendisiyim ben

bir hapisaneden daha bağımsız

döşemeden daha mağrur

hükümlüsüyüm demokrasinin

 

 

 

 

onurumla oynamasa nağmeler

şarkılardan şikâyetçi değilim

derdimi hatırlatmasa restorasyon işleri

kederlenmeyeceğim

ama bütün çabalarım boşuna

ters yönden inadına esiyor rüzgâr

yangını büyüyor hücrelerimin

birer birer koparıyor kirpiklerimi yağmur

oysa ne hayallerle başlamıştı serüven

yıllar yılı sâdık bir bekçi gibi

sınırını beklediğim bu sokak

ya mezarım olacak

ya da yeniden doğup büVüdüğüm yer

çiçekleri özlediğim bu sokak

 

öyle uzun zaman sessiz kaldım ki

toprağın sesini duyacak kadar

duyarlıyım şimdi

ürperdiğini hissediyorum mesâfelerin

öyle uzun zaman kör kaldı ki gözlerim

uzaklığın en uzak noktasından

arza yansımak için çoğalan

bir ışık görüyorum

 

gariplerin iktidarı yakındır

bu muştuyu kitaplardan öğrendim

gizemli bahçelerin büyüleyen esrik görüntüleri

efsunlu kollarına alırdı beni

çıldırırdım kavşağında doyumsuzluğun

uzanarak bulutların koynuna

karabasanlarından kurtulurdum hayatın

sonsuz bir işkenceye tutulduğumu

anlardım uyanınca

kitaplar olmasaydı

başıma yıkılırdı sokağın kini

 

mağara devleri, kabile azmanları

devâsa toynaklarıyla geçerdi üzerimden

haksızlık adâlet sıfatıyla

yetkisini göğsümde kullanarak

modern oyunlarını denerdi belleğimde

kitaplar olmasaydı

anılarım bile kalmazdı yeryüzünde

Nurullah Genç

 

ANA SAYFA | TIP SAYFASI | FOTOĞRAF SAYFASI | BAŞÖRTÜSÜ SAYFASI | EDEBİYAT SAYFASI | TEVHİD SAYFASI | İNSAN HAKLARI