Make your own free website on Tripod.com

 

Tağut ve Tuğyanın Çağdaş boyutu

 

Kısaca tağut Yüce Allah ın onayına dayanmayan her hangi bir hukuk sistemi, Allah'ın hukukunca desteklenmeyen her hükümranlık, otoritesinin meşruiyetini Allah'tan almayan her türlü yönetim, uygulamasını Allah ın şeriati ile test etmeyen her iktidar, Hakka tecavüz eden her zalim düşünce tağuttur.

"Andolsun biz, her ümmete ' Allah'a kulluk edin, Tağut'a kulluktan kaçının' diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti. Onlardan kiminede sapıklık hak oldu. İşte yeryüzünde gezin bakın, başkaldıranların sonu nasıl olmuş" (Nahl, 16/36).

Allah bir şeyi yaratırken onun işleyiş yasalarını, yiyeceğini, hayatını idame ettireceği rızkını da yaratır. Rabbimiz fizik alem içinde insan toplumları için de böyle yasalar koymuştur. Bu yasalara uygun hareket etmek ilahi dengeyi devam ettirirken, Aksine hareket etmek bu dengeyi bozar.

İnsan topluluklarına uymaları için hayatın çeşitli alanlarına ait temel buyruklar indiren Allah, bu buyruklardan sapanları tağut olmakla suçlamıştır İnsanların tuğyanı sadece toplumda kargaşalık çıkarmaz. Fiziksel alemi, karayı, denizi, havayı ozonu hatta atmosferin dışını dahi bozmaktan çekinmeyen bir karaktere sahiptir. O halde Allah ın indirdiği ilkelere göre hareket etmeyen, örgütlü bir düşünce (ideoloji), ilahi dengelere savaş açmış demektir. Bunun için tağut, Allah a iman edenlerin inkar etmeleri gereken bir ilahtır.

Tağut'un Kelime ve Terim Anlamları

Tağut "Tağua" ve "Tuğyan" mastarlarının çoğulu ve büyüklüğü ifade eden bir kipinden türemiştir. "Tağa" kök harflerinden müştak olan "Tağut", çokça azan, taşkınlıkta, sınırı aşmada ileri giden demektir.

el - Müfredat sahibi Ragib el-İsfehani "Tuğyan" maddesinde konu ile ilgili şu bilgileri vermektedir:

"isyan ve günahta sınır tanımayacak kadar ileri gitmek"

Tağut'un kelime anlamı ile çokça azgın haddi aşan anlamına gelirken, terim olarak da, zorla yahut insanları şartlandırarak kendisine kulluk ettiren (Firavun gibi) küfrün önde gelenlerine denir. Ayrıca şeytan, put, sihirbaz, kahin içinde kullanılır bir nitelemedir.

Eğer bir insan Allah a isyanda ileri gider ve insanları kendi taşkınlığına ortak yapıp boyun eğmeye zorlarsa tağut olur. Tağut bir kişi olabileceği gibi dini yada siyasi bir lider, kral, padişah, devlet başkanı olabilir. Sözü edilen güçlerin dayanağı, dayanışma içinde olduğu kurumlarıda tağut olabilir örneğin devlet ve benzerleri gibi.

İlkelerini Allah ın direktiflerine dayandırmayan her düşünce, her kurum ve gelenek bu kavramın kapsamı içine girer. Hakkı çiğneyen ilahi vahyin ilkelerine savaş açan her düşünce, sistem, ideoloji ve Allah ın adını istirmar ederek, Dinin yerine hurefeler ikame eden herkes tağut kavramının kapsamına girer.

İnsanları "küfre" düşüren her kişi, "fuhşa" sürükleyen her dünya görüşü, "fesada" saplanan ve "ifsada" yönelten her kurum, her türlü şirk önderliği tağuttur.

Kısaca tağut Yüce Allah ın onayına dayanmayan her hangi bir hukuk sistemi, Allah ın şeriatınca desteklenmeyen her hükümranlık, otoritesinin meşruiyetini Allah tan almayan her türlü yönetim, uygulamasını Allah ın şeriati ile test etmeyen her iktidar, Hakka tecavüz eden her zalim düşünce tağuttur.

Kur'an da Tağutun Kelime ve Terim Anlamları

Türevleriyle birlikte kırka yakın ayette geçen tağut, suyun kabarıb taşması, yatağından çıkıp kenarlara hücüm etmesi anlamında kullanılmıştır. Bu durum, yeni bir ilahi emirle tabiatın genel işleyiş kanunlarının dışına çıkmasını ifade eder. bu tuğyan hali insanın tuğyanını takiben bir ceza olmak üzere gerçekleşmiştir.

"Sular kabarınca biz sizi akıp giden (gemi)de taşıdık" (hakka, 69/11)

Aynı surenin 5. Ayetinde Semud kavmini yok eden fırtınadan " Tağiye" kelimesi ile söz edilmiştir. Nuh kavminde olduğu gibi insanların tuğyanı / ilahi çizgiden çıkması fiziksel alemin tuğyanını davet etmiştir:

"Bu yüzden semud azgın bir olay (tağiye) ile helak edildiler"(Hakka 69/5)

İnsan toplumları için uyulması gereken ilahi yasalar, nebvi vahiy ile belirlenmişken, Azgınlık yapan, zulmü ifsadi yagınlaştırarak Tağut nitelemesini hak eden edenleri Rabbizin hem dünyada hemde ahirette cezalandırması O'nun adaletinin bir gereğidir. Dikkatimizi çekmesi gereken husus insanın tuğyanının, tuğyana geçmiş bir maddi kuvvet tarafından yetki altına alınmaya çalışılmış olmasıdır. Ancak tufan yada fırtınanın tuğyanı yaratıcıdan izinlidir ve adaletin tekrar ikamesi için son çare olarak devreye sokulmaktadır.

Tuğyaniçinde olanlar sadece kendilerini değil, tüm insanlığı etkilerler. Hatta sınırsız kalkınma ve ilerleme sloganlarıyla günümüz betı medeniyetinin dünyayı bir felakete sürükleyecek teknolojileri üretmesi örneğinde görüldüğü gibi, Fiziksel alemin ilahi dengelerini bozacak bir karaktere sahiptir.

Tağutların zulümlerine engel olmamak, bütün bir toplumun helak nedenidir. Semud kavmi, Mısır'ın Firavuni medeniyeti hep tığyan üzere bir yaşam tarzı sürdürdükleri için helak edilmişlerdir.

"Semud (kavmi) azgınlığı (tuğyanı) yüzünden yakalandı En bahtsızları (şakileri) ayaklandığı zaman, Allahın elçisi onlara: "Allah ın devesine ve onun su içme hakkına dokunmayın" dedi. Onu yakaladılar, deveyi kestiler Rabbleride günahları yüzünden azabı başlarına geçirdi, orayı dümdüz etti" (Şems 91/11-14)

"Ve piramitler sahibi Firavun'a bunlar ülkelerinde azmışlardı. (tağutluk yapmışlardı) Orada çok kötülük etmişlerdi. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azab kıbacını çarptı" (Fecr 89/10-13)

Tuğyanı bir yaşam tarzı haline getirenler menfatleriyle öyle bütünleşirler ki, uyarı ve öğüt fayda vermez hale gelir. Tuğyan hastalığı doyalısıyla Adalet çağrısı yapanların öğütleri onların küfrünü ve zulmünü dahada arttırır.

"...And olsun Rabbinden sana indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttıracaktır.." (Maide 55/64)

Tuğyan insanın kendisini ilahlaştırması sonucu doğan şer bir fiildir.

"Şimdi sen firavuna git; çünkü o azdı" (taha 20/24)

"(Firavun):'Ben size izin vermeden ona inandınız ha? O size büyü öğreten büğünüzdür..."(Taha 20/71)

Cibt, cansız put anlamında iken, Tağut o putu sembol olarak kullanıp zulüm düzenleri kuran, bilinçli, azgınlıkta karalı tavrı çağrıştırmaktadır.

Nisa suresi 51. ayette cibt (put) ve tağut yanyana ve ayrı anlamlara tekabül etmek üzere kullanılmıştır. Siyak sibaktan anlaşıldığına göre ehl i kitabtan bazı insanlar, Kur anın indirildiği dönemde müslümanlarla ittifak kurmaları, kur'an vahyine inanmaları gerekirken müşriklerle iş birliği yapmışlardır. Bunun nedeni tevhidi üçlemeye yada bir takım kuruntularla şirke yaklaştırmaları dolayısıyladır

Nasıl Allah'ın indirdiği yasalara göre hareket etmemek bir taşkınlıksa, bu taşkınlığa öncülük eden din adamları, rahipler, hahamlar, kahinler, beyler, paşalar, efendiler, üstadlar da birer tağuttur. Çünkü bu kişilerin hepsi Allah ınonayından geçmeyen yasalar koyma yetkisi tanımışlardır. Bu yetkiyi üstlenenler ise ilahi ölçüleri çiğneyerek taşkınlık yapmışlar Allahın tekelindeki bir imtiyaz olan egemenliği insanlara vermişlerdir. Bu tutum bir taşkınlık ve kuralları çineme olayıdır.

Tağutların Özellikleri

  • Müstanilik: Kendilerini, zengin,yeterli üstün görmeleri (bkz. Alak 96/6-7)

  • Zulüm: Haksızlık yapmayı bir hayat tarzı olarak sürdürmeleri (bkz. Necm, 53/52)

  • Kurdukları sömürü düzenini korumak için ellerinden gelen gayreti göstermeleri; bilinçli olarak tuğyanı seçmiş olmaları (bkz. Nuh,71/7-25; Hud, 11/27-32;Şuara,26/111-116)

  • Fesadı yayagınlaştırmayı bir kazanç vesilesi saymaları (bkz Fecr, 89/11-12)

  • Maddi gücü elinde bulundurmak için hertürlü haksızlığı halkına reva görebilmeleri, istikbarı sürdürebilmek için halkın zayıf kalmasına yönelik politikalar icra etmeleri. Örneğin nüfus kontrolü ve güç kontrolü için bebekleri kesecek kadar canileşebilmeleri (bkz. Kasas, 28/4)

Tağut'a Kulluk

Tağuta ibadet etmekten sakınmak, müminlerin temel görevleri arasındadır. Çünkü Allah'ın dışındaki nesne, kişi, kurum vb ibadet etmek, Rabbani yöneliş içindeki kişiliklere yakışmaz.

Zümer suresi 17 -18 ayette Tağuta kulluktan kaçınmak ile sözün en güzeline uymak arasındaki uyma olayına dikkatimiz çekilmektedir. Böylece tağutun insan ruhunda dolaşan belli belirsiz bir duygu olmadığı, önemli bir tecihte somut bir şekilde karşısına alınan mücadele alanı olduğunu öğrenmekteyiz.

Nefsini tezkiye etmek isteyenler, sözlerin en güzeli olan ilahi bildirime uyarlar. Hayatları kötülükle günahla çevrili insanlar ise Tağutun günaha, kirliliğe çağıran sözlerine kulak verirler

Tağutun peşinden gidenler, onu öncü, yönetici, dost (veli) olarak kabul ettikleri için, ona ibadet etmiş olurlar. (bkz. maide, 5/60)

Tağut ise kendisini veli edinenleri ateş çukuruna, nurdan zulümata götürüp karanlıklar içinde bırakıverirler.(bkz 2/257)

Maide suresi 60. ayette "maymun ve domuz olun" deniyerek Allah ın gazabına uğrayan ehl-i kitaptan bazı kimseler, Tağuta ibadet etmekle suçlanmaktadırlar. Somut olarak din adamlarına tapmış değillerdir. Yani azgın çizgiden sapmış ve hakka tecavüz eden otoritelere onlar açıkça rukü ve secde yaparak kulluk yapmıyorlardı. Fakat hahamlara kayıtsız şartsız itaat ettikleri için bu durum kulluk olarak nitelendirilmekte ve yoldan sapmak şeklinde anılmaktadır.

Kısaca tağuta ibadet edenler, Allah ın indirdiklerine muhalefet ettikleri için ilahi adalet tarafından maymun ve domuz olmakla cezalandırılmışlardır. Çünkü onlar Allah a düşmanlık, Allah a "cimridir" diye iftira etmek haram yeme hususunda yarışmak, günah işlayerek tuğyanı hayatlarında kurumlaştırmak vb. şer eylemleri işlemişlerdir. (bkz 5/maide, 60-65)

Tağut'a Kulluğun Somut Tezahürü:
Hakimliğine Başvurmak

Ayetlerde sözü edilen ehl-i kitap olup, Allah'ın önceden indirdikleri yahut Kur'an daki hükümler yerine başka bir sitemin başka bir hüküm merciinin hakemliğine başvurmak isteyen yahudiler başvurmak isteyen yahudiler ve onların yadakçıları munafıklardır. Bu grublar uymak istedikleri hüküm kaynağını hevalarından almakta böylece ilahlığın başta gelen yetkisini kendisine yakıştırdıkları için kendilerini tağut ilan etmiş olmaktalar.

Munafıkalar Allah'ın dininden meşruiyetini almayan bir kaynağın hakemliğine başvurarak sonucu hüsranla bitcek bir mecaraya atılmış oluyor.

"Şunları görmüyor musun? kendilerinin, sana ve senden önce indirilene inandıklarını söylüyorlarda hakem olarak tağuta başvurmak istiyorlar. Oysa kendilerine onu inkar etmeleri emredilmişti.Şeytan onları iyice saptırmak istiyor." (Nisa, 4/60)

Şeytan ve tağut kelimelerinin ayrı ayrı kullanılmasından alıyoruz ki, Tağut şeytanın razı olacağı şekilde yeryüzünde egemenlik kuran insanlar anlamına gelmektedir. Ağızlarıyla inandıklarını söyledikleri halde, Hayat tarzı olarak başvuru kaynağı olan ilahi bildirgelere ters hareket edenler tağuttur. Müminlerin görevi, bunları dost tutmamak, inkar etmektir.

"İnanlar Allah yolunda savaşılar, ikar edenler de Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır. (Nisa 4/76)

Karanlığın Dostu Tağutların Kendilerini Temize Çıkarma Çabası

Allah ın şeriatını bir yana bırakıp, başka bir kaynağın hakemliğine başvuranlar, her zaman kendilerinin temiz oldukları iddiasında bulunurlar ve hatta bu konuda kendilerini temize çıkarmak Allah ın adını bile istismar ederler.

"Allah inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin dostlarıda tağutur. (o da) Onları aydınlıktan karanlığa çıkarır. Onlar ateş halkıdır." (Bakara, 2/257)

Tağutlar karanlığa yocu taşıdıkları halde dostlarına hayra, iyiliğe, uzlaşmaya çağırdıkları mesajını vererek aldatmaya çalışırlar:

"Ya nasıl, elleriyle yaptıkları (kötülükler) yüzünden başlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: "Biz sadece etmek ve uzlaştırmak istedik" diye Allah'a yemin ediyorlar" ( Nisa, 4/62)

İslami Mücadale Yöntemi Olarak Tağut'u inkar

Küfrün kaynağı tağuttur, İmanın kaynağı ise Allah tır. Tağutu inkar bir mücadelenin islamiliğinin garantisi aynı zamanda başarınında tenminatıdır. Çünkü tağutu inkar edip Allah a gönülden inananlar Urvetü'l-Vustaya / kopmaz kulba yapışmıştır. Bu kulbun yapışanını selamet sahiline ulaştıracağından kuşku yoktur.

"Dinde ikrah yoktur. Doğruluk sapıklıktan saçilip belli olmuştur. Kim tağutu inkar edip Allah a inanırsa muhakkak ki o,kopmayan sağlam bir kulba yapışmıştır" (Bakara, 2/256)

Tevhid ve adaleti hakim kılma mücadalesi, yeryüzünde görevlendirilmiş bütün elçilerin ve müminlerin uymakla yükümlü oldukları bazı temel ilkeler üzerinde yükselir. Bu ilkelerin en başta geleni tağutu inkar etmektir. İslami kimliğin toplumsal hayata yansıyan bariz vasfı tağutu otariteyi temsil eden kurumlara ve şahıslara açık bir red tavrına sahip olmasıdır.

Tağut kavramı kendini yeterli ve Allah tan bağımsız olarak görüp azgınlaşan Allah ın uluhiyetine her (ilahlığına) ve rabliğine karşı tuğyan içinde olan her türlü kişi ve kurumu kapsar. Bu yönüyle açıkça şeytanın tarafında yer alan ve Allah ın dininin yeryüzünde ortaya çıkma biçimlerine ve nişanalerine ( Örneğin baş örtüsü zulmü, faiz yasağını alaya almak, hadlari alaya almak, ihramla, haccın rükunlarıyla dalga geçmek) Karşı savaş açan yerel ve evrensel dünya sistemleri birer tağuttur. Nasıl firavun nufusu kontrol ederek insanların neye saygılı neye saygısız olması gerektiğini tespit ederek, eline geçirdiği güçle şirk sitemini hakim kılarak tağutlaştıysa günümüzün firavunlarıda geniş kitleleri zayıf bırakarak, genel servetten mahrum kılarak, sömürü politikalarıyla insanları ezip sindirmekteler. Bu nitelikleriyle tağut insan haysiyet ve onuruna aykırı olarak zalim küfre dayalı bir sitemi gögüslere vesvese vererek, şartlanma yoluyla medya ve benzeri güçleri kullanarak yahut askeri kaba kuvvetle zor ve şiddete dayalı olarak mahrum kitlelere emperlalist sistemi dayatanlardır.

Tağutu inkar, sözde kalmaması gereken bizzat yaşamayıda içeren bir şekilde egemenliğin tümünü Allah a hasretmeyi gerektirir. Tevhid kelimesinde Allah tan başka tüm otoriteleri reddetmek anlamına gelen "la" demek nasıl Allah a imanın bir ön şartıysa, tağutu inkarda Alla a yönelmenin bir ön şartıdır.

"Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah a yönelenlere müjde vardır. Müjdele kullarımı Onlar ki sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir. Ve onlar akl-ı selim sahibidirler" (zümer; 39/17-18)

İslami kimliğin en belirginvasıflarından biri tağuti güçlere karşı tavır almaktır Allah ın değil sistemin rızasını kazanmaya çalışan sözde mukaddesatçı, muhafakarlıkta ölçüsüz oluşumlar islamilik iddisında bulunamazlar. Günümüzde islamilik iddiasındaki bir çok oluşum mevcut şirk sistemine yaklaşımında ve kurduğu yapısal ilişkilerde genelde tağutla uzlaşmacı sentezci bir yaklaşımı benimsemektedirler.

Uzlaşmacılık, İslami olmak iddiasındaki bir mücadelenin esası olamaz. Devleti "ebed-müddet" olarak görüp adeta Allah ın hakimiyetine ortak koşarak masum telekki etmek, yaptığını sorgulamamak, hatta islama karşı açılmış bir savaşı sevab getiren bir ictihad olarak nitelemek, sorunu yöneticiler ve yöneticilerin uygulamalarıyla sınırlıymış gibi görmek, olsa olsa safdilliktir. Devlet şahısların iradelerinin üzerinde bir yapı ve işleyişe sahiptir. Tağuti bir karaktere sahip olan devleti "aynı gemideyiz" edebiyatı ile kollayıcı pozisyon içerisine girmek sonderece yanlıştır. Bu tutum !960 larda islami duyarlılığı olan kitleleri Missuri zırhlısından çıkan Amerikan askerlerini koruma ve kollama görevi amacıyla, solculara karşı kışkırtan basiretsiz noktalara kadar uzanmıştır.

Mevcut şirk sistemini doğru tanımlamak, neye sahip çıkmamamız gerektiğini doğru belirlememiz için elzemdir. Missuri zıhlısı örneğinde görüldüğü gibi geleneksel anlayış ve yapılanmalarının olumsuz mirasına dair önemli ip uçları vemektedir. Temelinde iyi niyet bulunan bir çok muhafazakar yapı, adeta Allah ın değil tağutun rızasını kazanma kaygısıyla oluşturulmuştur.

Mevcut durum ve cari sistemi kutsamaktan ötürü geçmiş yıllarda Kur an i düşünce ve Kur' an i kavramların önü kapatılmıştır. Müaslüman isminin önüne sağcı, muhafazakar, mukaddesatçı milliyetçi vb. sıfatlar eklenmiştir. Dünya sisteminde faşizmin moda olduğu yıllarda milliyetçilik sıfatı nasıl tağutun bir dayatması ise, körfez savaşından sonra kurulduğu iddia edilen " Yeni dünya düzeninde de liberal, demokrat, sivil toplum gibi sıfatlar tağutun birer dayatmasıdırlar. Müslüman kimliğinin önüne böyle bulandırıcı sıfatlar eklemek değiştirmek zorunda olduğumuz şirkin değerlerine teslimiyete yol açar.

İslami mücadale evrensel yada yerel, geleneksel yada modern tağuti oluşumlara karşı net tavizsiz, devrimci bir tavrı gerektirir Çünkü tağutu inkar Allah a imanın ön koşuludur. Bu tavır bütün peygamberlere emredilmiştir. Çünkü ilkelerin zamanın değişmesiyle, düşmanın farklılaşmasıyla hükmü ortadan kalkmaz. Egemen şirk sistemi zamana ve zemine göre müslümanları çeşitli yerlere yama olarak eklemek isteyecektir. Bu dayatmalar karşısında tavizkar bir tutum segilemek islami ilkelerin tasfiyesine kadar gide bilecek çıkmaz bir sokaktır.

Zamanın egemen güçleri, peygamberimizlede ilkesel uzlaşmalara girmak istemişler. Ancak Allah Teala O'nun kalbini bu tür oyunlara karşı sağlamlaştırarak sapmayı önlemiştir.

"Onlar isterlerki sen onlarla uzlaşasın da onlarda seninle uzlaşsınlar"( kalem, 68/9)

  Kaynaklar:Kur'an-ı Kerim meali,.....